TÜRK'ÜN SON ALFABESİ
BABÜR ALFABESİ
Muhammed Halim Yarkın
Çeviri ve Dipnotlar: Noorudden Samedoğlu
Özet
Alfabenin bulunması beşer
medeniyetinin ilerlemesinde ve bilimin gelişmesinde, en büyük paya sahip
olmuştur. Türkler; Orhun, Yenisayi (ینی سای),
İsik (ایسیق ),
Uygur (اویغور), Babür(بابر) …vs gibi alfabeleri oluşturmuşlar, beşer kültürünün ve
medeniyetinin daha da zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Şair,
tarihçi ve büyük siyaset adamı padişah Zehireddin Muhammed BABÜR bu güzellik
ırmağının akışına katılmış, H.910 Hicri ve 1454 Miladı yılında Afganistan’ın
Kabil şehrinde Babür alfabesi adıyla bir alfabe oluşturmuştur. Babür, kendinin
değer biçilmez eseri olan Babürname'de üç defa ve divanında da bir defa Babür
alfabesinden söz etmiştir. Ama bugün elimizde asla birbirine benzemeyen iki ayrı
alfabe grubu, Babür alfabesi olarak bulunmakta ve bilinmektedir. Birincisi
Acayib-i Tabakat’ta «عجايب الطبقات» ve ikincisi ise İran’ın Meşhed şehrindeki
Astan-i Kuds-i Razavi kütüphanesinin 50 numaralı rafında saklanan bir Kuran-i’dir
ki; Babür Mushafı olarak şöhret bulmuştur. Bu iki grup alfabenin her ikisi de
Türk Dilinin seslerine cevap verememektedir. Çünkü her ikisi de 29‘ar harfe
sahip olup bu dört (p,ç,j ve g) harf bulunmamaktadır. Bu iki grup alfabenin
hangisi yakînen (gerçekten) Babür alfabesi olduğu da henüz belli değildir. Bu nedenle
de günümüzün bilim adamları (Hindistan'ın büyük tarihçisi ve siyaset adamı
NEHRÛ, Afgan bilim adamı HABİBİ, İran bilim adamı MEANÎ, Özbekistan bilim adamı
CEBBARAUV ve Babürname’nin mütercimleri (Fransalı Pavedi KORTİ, İngiltereli
Eneti BİYORİÇ ve Rusça tercüman Saliyi, Türk bilim adamı Reşit Rahmeti Arat) ve
Sabâhat Azim CANVA) Babür alfabesi hakkında farklı farklı görüşler ve iddialar
sergilemektedir. Babür Şah, Babür alfabesini tesadüfen veya amaçsızcasına
oluşturmamıştır. Belki önceki Türk alfabelerini, özellikle onun döneminde de az
çok kullanılmakta olan Uygur alfabesini çok iyi biliyordu. Onun için de bu işe
başvurmuştur. Netice itibariyle Babür alfabesi tam olarak tespit edilmemişse de
Babür alfabesi Türklerin son alfabesi olarak beşer medeniyetinin tarih
yapraklarında yer almaktadır. Bu makalede Babür alfabesi hakkında bilim
adamlarının farklı görüşleri ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Babür
Alfabesi, Babürname, Babür Şah, bilim adamı
Abstract
The invention of Alphabet has the biggest role in the progress of
human civilization and science.Turks have invented the alphabets such as;
Orhun, YeniSayi (ینی سای),
İsik (ایسیق ),
Uygur (اویغور),Babür(بابر) etc, and contributed the enrichment of human culture and the
civilization.The Sultan Zehireddin Muhammed BABUR, Poet, historian and
prominent statesman, had joined the so-called river of beauty, and he had
invented an alphabet called as the Babur Alphabet in the city of Kabul of
Afghanistan at 1454 according to Gregorian calendar or 910 according to Islamic
calendar.Babur has mentioned about the Babur alphabet thrice in his priceless
work of Baburnama and once in his Diwan. But today, we have two different and
irrelevant alphabet groups known as the Babur Alphabet.The First of them is in
the Acayib-iTabakat «عجايب الطبقات»
and the second of them is a renowned Quran copy in the 50th shelf of
the library of Astan-iKuds-iRazaviin Iran’s Meshed city. Both two alphabets are not suitable for the
consonants of Turkish language. Because both alphabets have 29 letters and
these alphabets don’t have letters of p, ç, j and g. Furthermore, is it not
apparent that which of these two alphabets is the real Babur Alphabet. That’s
why, the Scholars of our time such as (The Great historian and politician of
India NEHRÛ,Afghan scholar HABİBİ, Iranian Scholar ME’ANÎ, Uzbek scholar
CEBBARAUV) and the translators ofBaburnama (FrenchPavedi KORTİ, EnglishEneti
BİYORİÇ andRussianSaliyi, Turkish scholar ReşitRahmetiAratandSabâhat Azim
CANVA) have different opinions and claims about the Babur Alphabet. Babur Shah
had not invented the Babur Alphabet out of coincidence or without a goal. Maybe
he knew the previous Turkish alphabets very well, especially the Uyghur
alphabet, which had been used at his time. That’s why he undertook that
invention. Consequently, while it couldn’t be firmly
determined, the Babur Alphabet is in the history of the human civilization as
the last alphabet of the Turks.In this article, different opinions of scholars
about the Babur Alphabet would be evaluated.
Key Words: Babur Alphabet, Babürname, Babur Shah, Scholars
GİRİŞ
Alfabenin bulunması medeniyetin ilerlemesinde ve
bilimin gelişmesinde en büyük paya sahip olmuştur. Beşeriyet tarihinde ilk kez
alfabeyi[1]
kullananlar Sümerlerdir. W. Durant (ویل دورات)’a göre: Sümerler alfabeyi icat ederek
insanlık medeniyetine büyük bir armağan bırakmışlardır. Sümerce sondan eklemeli
(پیوند)
ve Altay[2]
dil ailesine mensup bir dildir. Sümer kavimlerinden sonra, dünyanın her bir
yanında yüzlerce muhtelif kavimler yaşamışlar ve yüzlerce farklı alfabe icat
etmişler ve kullanmışlardır. Böylece medeniyetin ve kültürün daha da
zenginleşmesine katkı sağlamışlardır.
Bu sırada Türkler de
Orhun (رونیک), Yenisay
(ینی سای), İsik, (ایسیق ) Uygur (اویغور ), Babür (بابر ) …vs[3] gibi
alfabeleri icat ederek medeniyetin daha da zenginleşmesine önemli katkılarda
bulunmuşlardır.
Türkler
tarih boyunca doğudan, batıya, Asya’nın ortasından Avrupa’nın ortasına ve
Ortadoğu’dan Afrika’nın kuzeyine kadar dünyanın farklı yerlerinde yaşamışlar ve
çeşit çeşit alfabelerden faydalanmışlardır. Şair, tarihçi ve büyük siyaset
adamı padişah Zehireddin Muhammed Babür de bu güzellik ırmağının akışına
katılmış, H. 910/ M. 1454 yılında Afganistan’ın Kabil[4]
şehrinde Babür alfabesi adıyla yeni bir alfabe oluşturmuştur.
Babür, kendinin değer biçilmez eseri olan Babürname'de
üç defa, Divan’ında ise bir defa kendi icat ettiği alfabeden söz
etmiştir. Babür’ün söyledikleri üzerine birçok bilim adamı farklı görüşler ve
yorumlar sergilemiştir. Ama bilim adamlarının görüşlerine geçmeden önce;
Babür’ün Babürname ve Divan’ında kendi alfabesi hakkında kendi yazdığı
metinlerin aslına bir göz atalım:
1. Babür; Babürname’de
H. 910/ M. 1454’de ( bazı yayınlarında bu
tarihi H. 909/ M. 1453 olarak geçer)[5]
o yılın olaylarını anlatırken “ O yıllarda Babür alfabesini icat ettim” der.
2. Babür: H. 911/ M. 1455
yılında Mirza Sultan Hüseyin Baykara’nın davetiyle
Muhammed Han Şeybanî'ye karşı koymak için Herat[6]
tarafına hareket eder. Babür, Herat'ın
Kadısı olan Kadı İhtiyareddin ile Merğâb deryasının[7]
(دریای مرغاب)
kenarında karşılaşır ve orada görüşürler. Bu görüşmeyi Babür, Babürnamesi’nde
şöyle aktarır: “Kadı İhtiyareddin ve Muhammed Mir Yusuf beni ziyaret
ettiler, söz Babür alfabesinden açıldı, Kadı benden alfabemin müfredatını
istedi, Ben de alfabemin müfredatını
yazdım. Kadı hemen o mecliste, alfabemin müfredatını ve yazılış kurallarını
öğrendiği gibi Babür alfabesiyle bir şeyler de yazabilmeyi başardı.”der.
3. Babürname’de H. 935/ M. 1528 yılında yaşanan olayları
anlatırken Babür alfabesine şöyle işaret ediyor: “Hindâl[8] (هندال)’a,
Mollâ Behişti (ملا بهشتی ) tarafından kemer, hançer, mızrak[9]…vs Babür
alfabesinin müfredatı, Babür alfabesiyle yazılmış bir kaç kıt’a (metin parçası)
gönderildi. Ve yine Hindâl’a ve Hoca Kelân (خواجه کلان)’a şiirler de gönderildi. Karman
(کمران)'a Mirza Bîk Tagâyi (میرزابیک طغایئ)
tarafından, Hindistan’da yazılmış ve başlıkları Babür alfabesiyle yazılmış,
şiirler ve onların tercümeleri gönderildi” der.
4. Babür, kendi divanında şu yazacağımız beyitte Babür
alfabesinden söz eder:
تورکلر خطی نصیبینگ بۉلمسه بابر نېتانگ
بابری خطی اېماستور، خط سیغناقی دورور
Türkler
hattı nasîbîng bolmasa Babür nitang.
Babürî
hattî imastur hattî siğnakî durur.[10]
Babür alfabesine Babür’ün ta kendi döneminde ilgi ve alâka
başlamıştır. Günümüzde Mirza Babür’ün eserlerini ve faaliyetlerini okuyup
araştıran herkesin, Babür alfabesine ilgi göstermesi ve alfabeyle alâkalı kendi
düşüncelerini söylemesi de tabiidir. Babür alfabesi
hakkında Afganistan, Özbekistan, İran, Türkiye[11],
Hindistan, Britanya (İngiltere) ve Pakistan gibi ülkelerin bilim adamları
birçok araştırmalar yapmış ve makaleler yayınlamışlardır. Babür’ün
kendisi Babürname’de; bu alfabeyi bulmasıyla neyi hedeflediğini ve
alfabesinin ne tür özelliklere sahip olduğunu detaylı bir şekilde anlatmaz. Babür
alfabesi hakkındaki ima ettiği yerlere baktığımızda şunu görüyoruz; Babür, kendi
alfabesinden söz eder etmez başka konulara atlar ve bir daha da bu konuya geri
dönmez. Babürname’den naklettiğimiz birinci delile (o yıllarda Babür
alfabesini icat ettim) bakarsak Babürname’deki en kısa cümle de
diyebiliriz. Böylece Babür alfabesi hakkında Babürname’de pek detaylı
bir bilgi aktarılmamıştır. Bu nedenle de günümüzün bilim adamları Babür alfabesi
hakkında farklı farklı görüşler ve iddialar sergilemektedir.[12]
Afgan bilim adamı Abdülhey Habibi (عبدالحی حبیبی ) “Babür
bu alfabeyi Kuran-ı Kerim ve Arapça
metinler yazmak için icat etmiştir” der. İran bilim adamı Ahmed Gülçin Me’anî
(احمد گلچین معانی) “Babür bu alfabeyi fen bilimleri için icat etmiştir” der. Özbek bilim adamı Ni’met Cebbarev, “Babür’ün
bu alfabenin oluşturmasının iki amacı vardır” der ve şu iki görüşü ifade
eder:
1. Eski Türk alfabesini (Uygur alfabesi) diriltmek.
2. Hindistanlı sihirbazları istekleri doğrultusunda
ikna etmektir.
Bazı bilim adamları ise “Babür alfabesi bir şifre alfabesi
olduğunu ileri sürerek: Mirza Babür kendi anılarını, özel mektuplarını ve gizli
yazılarını kendi alfabesiyle yazmak için icat etmiştir” derler[13] Babürname’yi
Fransızcaya tercüme eden Fransalı Pavedî Kortî (پاوه
دی کورتی ), İngilizceye
tercüme eden Eneti Biyoriç (انتی بیوریچ) ve Rusça Tercüme eden Özbekistanlı Saliyi
(سالیی
) tercümelerinde “Hattı Babürî” (Babür alfabesi) olarak geçen kelimeleri“Babür’ün
el yazısı” olarak tercüme etmişlerdir. Siyaset
adamı ve Hindistan'ın büyük tarihçisi Cevâhir La’l Nehru (جواهر لعل نهرو)“Ortaçağ
şartlarında Arap alfabesinin yerine Babür alfabesini icat etmesi Babür’ün
gelişmeye yönelik adım atma cesaretidir” der. Eneti Biyoriç (انتی بیوریچ),
“Kadı İhtiyareddin, Merğab deryasının kenarında Babür alfabesinin
müfredatını hemen öğrenip ve orada bir şeyler yazdığına göre Babür alfabesi
Arap alfabesine çok yakın veya çok az farka sahip bir alfabedir” der. Babürname’yi
Türkiye Türkçesine çeviren Türk bilim adamı Reşit Rahmeti Arat da Eneti
Biyoriç’in görüşünü teyit eder. Özbekistanlı Sabâhat Azim Canva (صباحت عظیم جانوا)
da Eneti Biyoriç’in görüşünü destekler. Şeyh Süleyman Efendi Lugat-ı Çağatay
ve Türkî-i Osmanî adlı sözlüğünde: Babür’ün şiirinde geçen “sîğnâkı” kelimesini
şöyle açıklar: Hatt-i sîğnâkı (خط سیغناقی):“Babür’ün nefis alfabesidir” der.
Şimdi Yukarıda Geçen Bütün Bilim Adamlarının Görüşlerini
İnceleyelim
Bize göre Mirza Babür, Babürname’de kendi
alfabesini herhangi bir şifre alfabesi veya el yazısı değil, net bir biçimde
alfabe olduğunu beyan eder. Biraz evvel Babürname’de geçen Babür’ün sözlerini
birebirini size rivayet ettik. Marğab deryasının kenarında Kadı İhtiyareddin’e
alfabesinin müfredatını ve yazılış kurallarını öğretti. Kadı İhtiyareddin de o
meclisten kalkmadan öğrendiği gibi Babür alfabesiyle bir şeyler de yazdı. Babür
Şah kendi zamanında, kendi alfabesinin yaygınlaştırmak için çaba ve gayret
göstermiştir. O zamanın tarihçilerinden Babür’ün torunu Celaleddin Muhammed
Ekber (جلال الدین محمد اکبر) Ekbername’de, Abdu’l-Kadir Bedayuni (عبدالقادر بدایونی ) Müntehab-i
Tevarih’te ve Hoca Nizameddin Herevî
(خواجه نظام الدین هروی) Tabaqat-i Ekbari’de
şöyle rivayet ederler: Allah’ın mağfiret ve rahmeti Babür Şah’ın üzerine
olsun, Şah’ın harika icatlarından birisi de Babür alfabesi idi ve o alfabeyle
bir Kur’an-ı Kerim yazıp Mekke’ye gönderdi. Babür’ün tarihçi kızı Gülbeden
Bigim (گلبدن بیگم) de Hümayunname (همایون نامه
) adlı eserinde babasının bir çadır altında Kuran-i Kerim sayfalarını yazdığını
kaydetmiştir. Ayrıca Bedayuni “Celaleddin Ekber zamanında Babür alfabesinden
hiç bir eser kalmamıştı. Ama Mir Abdülhay Meşhedî (میرعبدالحی
مشهدی) Babür alfabesini çok
iyi biliyordu” der[14].
Alaüddevle Kazvini de Nefâis’il-Me’asîr (نفایس
الماثر ) adlı eserinde “Babür’ün
yazılması zor olan[15] alfabesini hiç
kimse Mîr Abdülhay kadar hızlı ve iyi yazamazdı” der.
Eğer iddia edildiği gibi Babür alfabesi el yazısı,
şifre alfabesi veya Hindistanlı sihirbazları ikna etmek için icat edilmiş
olsaydı, Babür her halde yukarıda bahsettiğimiz
(Çocuklarına ve yakınlarına Babür alfabesiyle mektup başlıkları yazmak ve kendi
kadısı olmayan Kadı İhtiyareddin’e ve etrafındaki mirzalara öğretmek gibi )
işleri yapmazdı. Babürname’deki üçüncü delilden anlaşılıyor ki Babür Şah çocuklarına,
dostlarına ve bazı görevlilerine Babür alfabesinin müfredatını gönderdiği gibi
şiirler, mektuplar ve kıt’alar da göndermiştir. Yazılmış olan o şiirler,
mektuplar ve kıt’alar kesinlikle Özbekçedir, daha da ileri gidersek az bir
ihtimalle Farsça da olabilir. Ama kesinlikle Arapça değildir. Bunun için
Abdülhay Habibi’nin (عبدالحی حبیبی) görüşünü kabul edemeyiz. Şeyh Süleyman Efendi, Lugat-ı Çağatay ve Türki-i Osmani
sözlüğü için Abuşka Sözlüğü’nü kaynak olarak kullanmıştır. Bizce Sığnakı
“Babür’ün nefis alfabesidir” diye yaptığı açıklama bir yanlış
anlaşılmadan ibarettir. Siğnakı kelimesini Abûşka Sözlüğü’nde şöyle açıklamıştır: سیغناق بیر نوع خط دیر، چیغتای ده خط بابری و
غیر كبی كه بابر میرزا اشعارینده كېلور » “Siğnaki: Çağatayca’da bir nevi hattır
(alfabedir) ki Babür hattı (alfabesi ) ve başkası gibi Mirza Babür’ün
şiirlerinde geçmektedir.” Bu cümleden şöyle bir
mefhum ortaya çıkıyor güya Babür alfabesiyle Siğnaki alfabesi birbiriyle
alakalı veya ikisi bir alfabe olduğu.
Bize göre ikisi, iki ayrı alfabe olup,
birbirinden bağımsızdır ve birbiriyle hiçbir alakası da yoktur. Bize
göre Mirza Babür, Arap alfabesinin Türk dilindeki ifadelerde, kelimelerde ve
özellikle de seslerde yetersiz ve uyumsuz olduğunu iyi biliyordu. Bu sorunu
ortadan kaldırıp, Türk diline[16]
daha uygun bir alfabe icat etmek için Babür alfabesini icat etmiştir. Günümüzde
Babür alfabesi hakkında bize bilgi aktaran ve bilim adamlarının araştırmasına
yardımcı olan iki kaynak mevcuttur:
1. Kaynak Muhammed Tahir bin Kasim’in (محمد طاهر بن قاسم ) eseri; tarih, coğrafya ve yıldızlarla alakalı bazı nadir olaylardan bahseden Acayibü’t-tabakat «عجايب الطبقات» ki bu eseri H.1055/ M.1651 yılında Eşter Hanlıların (اشترخانيان) zamanında Nedr Muhammed Han (ندر محمد خان)’ın fermanıyla Belh’te kaleme almıştır. Bu kitabın bir bölümünde müellif çok sayıda alfabeleri tanıtmış ve bu alfabelerin içinde Babür alfabesini de vermiştir. Özbekistan’ın Fenler Akademisi Doğu Tanıma (Bilimleri) Enstitüsü’nde 17 nüshası ve Herat’ın İhtiyareddin kalesinde yer alan milli kütüphanenin arşivinde de bir nüshası muhafaza edilmektedir. Araştırmacı bu 18 nüshanın hepsini gözden geçirmiş ve araştırmıştır. Ama bu nüshaların en az olanında 8 ve en çok olanında ise 14 farklı alfabe vardır. Bu farklılığın nedeni ise farklı zamanlarda muhtelif kâtipler tarafından farklı nüshalardan istinsah edilerek yazılmıştır. Bu nedenle alfabe sayısı bütün nüshalarında aynı değildir. Bunlardan sadece Özbekistan’ın Fenler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü’nde muhafaza edilen 1993 numaralı nüshasında Babür alfabesi mevcut değildir. İran bilim adamı Ahmed Münzevî (احمد منزوي)’nin katalogunda St. Petersburg’un Doğu Tanıma (Doğu Bilimleri) Enstitüsü’nün kütüphanesinde 4 nüsha ve Tahran Üniversitesinin kütüphanesinde de 1 nüsha mevcut olduğunu kaydedilmektedir. Günümüzde Acayib-i Tabakat’ın 23 nüshası bilim adamları tarafından bilinmektedir. Acayib-i Tabakat’ta alfabelerden bahsederken şöyle demiş: “Bu alfabeleri bilgi sahibi olan kişiler kendi sırlarını başkalarından gizli tutmak için bu alfabeleri icat etmişlerdir. Bu ifadeden yola çıkarak bazı bilim adamları Babür alfabesini bir şifre alfabesi” demişlerdir. Ama bize göre yukarıda da söylediğimiz gibi Babür bu alfabeyi şifre niyetiyle icat etmemiş ve hiçbir zaman şifre amaçlı da kullanmamıştır. Acayib-i Tabakat’ın yazarı başka alfabelerin sırasında (la لا) harfi ile birlikte sırasıyla 29 harfi yazmış ve işte buna Babür alfabesi demiştir.
Bu 29 harfin içinde
Türk dilinde en yoğun olarak kullanılan (P , Ç , J ve G) harfleri
bulunmamaktadır. Bundan dolayı Afgan bilim adamı Abdülhey Habibi Babür
alfabesiyle yalnız Kuran-i Kerim ve Arapça metinler yazıldığına inanmakta ve
savunmaktadır. Özbekistan’ın tanınmış
bilim adamı akademisyen Aziz Kayumev bir konuşmamzda bana “Babür alfabesiyle
ilgili Acayibi Tabakat’taki bilgiyi ilk defa bir Rus bilim adamı görmüş, sonra
bu konuyu Özbekistanlı Babürşinas Dr.
Sabahat Azim Canva’ya söylemiştir.
Sabahat Azim Canva bu eserdeki bilgilerden
yola çıkarak “Babür Alfabesi Hakkında Yeni Bilgi” adında bir makale kaleme aldı. 1964 yılında
Hindistan’ın başkenti Delhi şehrinde gerçekleşen 26. Doğu Bilimcileri
(Şarkıyat) Konferansı’nda o makaleyi bilim adamlarıyla paylaştı ve sonra da
yayınladı” dedi.
2. Kaynak İran’ın Meşhet şehrindeki Astan-i Kuds-i Razavi (آستان قدس رضوي) kütüphanesinin 50 numaralı rafında saklanan bir Kuran-i Kerim'dir. İsmi geçen Kuran-i Kerim bilinmeyen bir alfabeyle yazılmıştır. Aslında bu Kuran’ı Şah Hüseyni Savafi شاه حسین صفوی) ) 1119 hicri yılında o dergâha vakfetmiştir. Vâkıf’ın vakıfnamesinde Kuran-i Kerim on iki imamın herhangi birinin alfabesiyle yazıldığı ve (Büyük bir ihtimalle 8. İmamın alfabesiyle) yazıldığı kayıt edilmiştir. 1965 yılında İran bilim adamı Ahmed Gülçin Meanî Astan-i Kuds-i Razavi Kütüphanesindeki Kuran nüshalarına katalog oluşturmak için oraya gider ve o kütüphanede mevcut olan Kur’an nüshalarının tümünü gözden geçirir ve bu çalışması sırasında 50 numaralı raftaki Kuran-i Kerim Me’anî’nin dikkatini çeker. Ahmed Gülçin Me’anî bu Kuran nüshasını bütün boyutuyla araştırır ve tahkik eder. Bu araştırma sonunda nüshanın yazısının belirsiz olduğunu ortaya çıkarır. Bu nüsha 10. Hicri yüzyılın ilk yarılarında yazılmış ve kâğıtları ise Keşmir süsleme motifiyle süslenmiştir.[17] Kütüphane görevlisi birkaç sayfayı fotokopi çektirir Tahran, Avrupa ve Amerika kütüphanelerindeki alfabe bilen uzmanlara gönderir ama onlar da bu alfabeyi okumakta aciz kalırlar. Hatta merhum Dr. Kasim Gani bin çeşide yakın günümüzde kullanılan ve kullanılmayan alfabeyle yazılmış İncil’den bir ayet bulup fotokopi çektirip, Londra’dan kütüphane müdürü Oktay Bey’e gönderir. Oktay Bey hattan anlayan arkadaşlarıyla birlikte 50 numaralı Kur’an’ı bu bin çeşit alfabe ile yazılan İncil ayetinin biniyle de karşılaştırırlar. Ama sonunda bu Kuranda kullanılan alfabe bu bin çeşit alfabelerin hiçbirine benzemediği ortay koyar. Gülçin Meanî bütün bu hususları dikkat alarak 1977 yılında bir makale yazar ve bu makalede bu Kur’an 12 imamın herhangi birinin alfabesiyle yazıldığını reddederek, “Bu Kuran şüphesiz Padişah Zehireddin Muhammed Babür’ün icat ettiği alfabeyle yazılmıştır” der. Bu tarihten sonra 50 numaralı raftaki Kur’an bilim adamlarınca ve özellikle de Babürşinaslar tarafından Mushaf-ı Babürî (Babür Kuranı) olarak adlandırıldı ve o adla meşhur oldu[18]. Söylenmesi gerekir ki bu Kur’an nüshasının hiçbir yerinde Babür alfabesiyle yazıldığına dair işaret edilmemiştir. Gülçin Meanî tahmin yoluyla Babür alfabesi olduğunu söylemiştir. Ahmed Gülçin Meanî[19] Babür Kur’an’ının bir çok harflerini çözdü ama yazılış kuralını çözemedi. Yaklaşık 40 sene sonra İranlı hattat Fezlullah Fazil Nişaburî ( فضل الله فاضل نیشاپوری ) uzun süre araştırmalar sonunda Babür Kur’an’ının alfabesini çözdü ve okuma yazma kurallarını bilim dünyasına sundu.
Mushaf- Babürî’de geçen ve 29 harften oluşan alfabe.
Acayib-i Tabakat’ta «عجايب الطبقات» olmadığı gibi Babür Mushaf’ında da şu dört (p,ç,j, ve g ) harf yoktur. Kuran-ı Kerim Arapça olduğu için bu dört (p,ç,j, ve g) harfin olmaması da doğaldır. 50 numaralı Kuran’ın alfabesi de 29 harf olarak ortaya çıktı. Arap alfabesi gibi sağdan sola doğru yazılıyor, yazım kulları, başlangıcı, ortası ve bitişi birebir Arap alfabesinin yazım kuralları aynisidir ve yine Arap alfabesinde kullanılan harekeler (kesre, fetha ve zamma) de kullanılmıştır. Bize göre Babür Mushaf’ının ilk ve gerçek kâşifi Ahmed Gülçin Me’anî’dir. Ama onun okuduğu ve ortaya çıkardığı harflerin içinde ve hazırladığı cetvelde ( ظ / z ) harfi mevcut değildi. Bu harfi ikinci kez Fazlullah Fazil Nişaburî okuyabildi. Nişaburî’nin hazırladığı cetvelde ise (ث /s) harfi mevcut değildi. Bu nedenle Fazlullah Fazil Nişaburî’n Mushaf’ı ilk defa keşfeden değil de Mushaf’ın okunmasını ve harflerin yazılmasını keşfeden olarak bilinmesi gerekmektedir. Biz her iki cetvelden (hem Meanî’nin cetvelinden ve hem Nişaburî’nin cetvelinden) istifade ederek 3.fotoğrafta mukayese (karşılaştırma) cetvelini verdik. Bu cetvelde hem Acayib-i Tabakat’ta geçen 29 harf ve hem de Mushaf-i Babürî’de geçen 29 harf mevcuttur.
Her
iki kaynakta Babür alfabesi olarak geçen harflerin karşılaştırlması
Bugün uzmanların elinde Babür alfabesi olarak iki ayrı
ve iki farklı 29’ar harfe bulunmaktadır. Meselenin diğer bir şaşırtıcı tarafı
da Abdülhey Habibi (عبدالحی حبیبی ) bu iki farklı harfleri ikisini elde edip birbiriyle
karşılaştırdıktan sonra 50 numaralı
raftaki Kuran’ın Babür alfabesiyle yazılmadığını söyleyerek, Ahmed Gülçin Meanî’in
sözlerini katiyetle ret etmiştir. Abdülhey Habibi “Alfabenin Tarihi ve
Afganistan’ın Eski Yazıları” adlı eserinde Babür alfabesi için şöyle “Meşhed
şehrindeki Astan-i Kuds-i Razavi kütüphanesinde 50 numaralı raftaki Kuran’ın alfabesinin
Babür alfabesi demişler, açıkçası bu alfabenin kaynağı belli değildir. Bu
alfabe Ürgenç binasının kapısının ışığında yazılan alfabeye benzemektedir bu
nedenle Kuzey Kafkasya ile bir ilişkisi var olduğu düşünüyorum” der.
Böylece Babür alfabesiyle ilgili olan konu yine tıkandı, çünkü iki farklı
harflere sahip olan birbirine hiç benzemeyen iki grup alfabe uzmanlara Babür
alfabesi olarak sunulmaktadır. Bu nedenle uzmanlar konuyla ilgili yaptıkları
yorumlar ve savundukları görüşler itibariyle iki gruba ayrılmaktadır.
1.grup uzmanlar Acayib-i Tabakat’ta «عجايب الطبقات»
gösterilen harfleri Babür alfabesi olarak kabul etmektedirler, Babür
Mushaf’ından elde edilen alfabeyi Babür alfabesi olarak kabul etmezler. Bu grup
uzmanların içinde Afgan bilim adamı Abdülhey Habibi, Dr. Vahidi ve Mail Herevi gibi
her iki kaynaktan da haberdar olanları da vardır. Özbekistanlı uzman Sabahet
Azim Canva ve Pakistanlı uzman Dr. Muhammed Sabir gibi Babür Mushaf’ından
haberdar olmayanları da vardır
2.Grup uzmanlar Babür Mushaf’ından elde edilen alfabeyi
Babür alfabesi olarak bilirler. Acayib-i Tabakat’ta «عجايب الطبقات» gösterilen alfabeyi ise Babür alfabesi olarak
kabul etmezler. Bu grupta yer alan uzmanlar: İran uzmanları Ahmed Gülçin
Me’anî, Fazlullah Fazil Nişaburî, Türkiyeli uzman Prof. Dr. Ali Alparslan ve
Özbekistanlı uzman Zakircan Maşrabev ve Nezirullah Resulzade gibi. Şunu da belirtmem
gerekir ki Ahmed Gülçin Me’anî, Fazlullah
Fazil Nişaburî ve Prof. Dr. Ali Alparslan Acayib-i Tabakat’taki Babür
alfabesinden habersizdirler. Özellikle Alparslan Özbekistan uzmanlarının araştırmalarından
bilgi elde etmeye çok iştiyaklı ve gayretli olmasına rağmen Sovyetler Birliği
şartlarından dolayı muvaffak olamamıştır.
Ben 2004 yılında Türkiye’yi ziyaret ettim ama Prof. Dr. Ali Alparslan
bundan bir kaç yıl önce ebediyette göç ettiğini öğrendim ruhu şâd olsun.
Bugün elimizde asla birbirine benzemeyen iki ayrı
alfabe grubu, Babür alfabesi olarak bulunmakta ve bilinmektedir. Açıkçası Babür
Şah Türk dilini bu harflerle nasıl seslendirdiğine ve nasıl ifade ettiğine dair
ufak bir yorum yapamadığımız gibi bu iki alfabe grubundan hangisi yakînen
(gerçekten ) Babür alfabesidir henüz onu da söyleyemeyiz. Bu iki grup alfabenin
her ikisi de Türk diline göre kamil değil nakıstır, çünkü bu iki grubun her
ikisi de 29’ar harfe sahiptir. Yani bu dört harf (p,ç,j ve g) her iki grupta da
bulunmamaktadır. Şimdiye kadar bu iki grup alfabenin herhangi biriyle Türkçe
yazılmış hiçbir metin elimizde bulunmamaktadır. Babür Şah bu dört harfi eksik
olan alfabeyle Türkçe kelimeleri nasıl seslendirdiyse o da bize malum değildir.
Yine Babür alfabesi araştırılması gerekken bir konu olarak önümüzde tıkanıp
duruyor.
Biz bu uzun süreli araştırmalarımızda bu iki farklı
alfabeyi “Orhun, Uygur, Arami, Usta, Soğd ve
Pehlevi gibi ve Acayib-i Tabakat’ta mevcut olan değişik alfabelerin hepsiyle karşılaştırdık.
Araştırmalarımızın sonucunda şunu öğrendik: Babür alfabesinin bazı harfleri
ismi geçen alfabelerin bazı harflerine tamamen veya kısmen benzemektedir. Bu
bize şunu anlatıyor Babür Şah Babür alfabesini tesadüfen veya gereksizcesine
oluşturmamıştır, Babür Şah önceki alfabeleri çok iyi biliyordu. Özellikle onun
zamanında da az çok kullanılan eski Türk alfabesi olan Uygur alfabesini çok iyi
biliyordu. Onun için de bu işe başvurmuştur. Bu bahsin sonuna doğru gelirken önemli bir soruyla
karşı karşıya kalıyoruz: Babür Şah büyük
bir hükümdar olmasına rağmen neden alfabesini cihan şümul bir alfabe haline getirmemiş ve dünyaya tanıtmak için ciddi bir adım
atmamıştır.? Bu soruya farklı bilim adamlarınca birçok cevap verebilir ama
bizce cevapların en önemlisi ve etkini şu iki cevaplardır.
1.Ortaçağ şartlarında İslam camiası ve özellikle
Türkler için Arap alfabesi Kuran-i Kerim alfabesi ve İslam alfabesi olduğu
için ayrı bir öneme sahipti ve hatta mukaddes olarak görünmekte idi. Babür o şartları çok iyi bildiği için
istemedi veya (istese de) yapamadı.
2.Babür Hindistan’ın bir bölümünde yepyeni bir devlet kurmuş
ve orada tutunmaya çalışmaktaydı. Bir taraftan devletin yeni kurulmuş olması,
diğer bir taraftansa orada yaşayan milletin hepsinin Türk olmaması, alfabesini
yaygınlaştırmasına mani olmuş ve Babür’ü, bu işi önceliği olmasından alı
koymuştur.
Bu konuyla alakalı son sözümüz şudur: Bilim adamları dünyanın her bir köşesindeki kütüphaneleri,
müzeleri ve arşivleri arayıp tarayıp Babür alfabesiyle yazılmış bir Özbekçe
metni bulmalıdır. Bulunacak metnin incelendiğinde aşağıdaki iki konuya açıklık
getirerek bu konuya son noktayı koayacaktır.
1.Bu iki farklı alfabe grubunun hangisi gerçekten Babür’e aittir, yoksa her iki grup ta Babür’e ait değil mi acaba .?
2.Babür alfabesinde sesli harfler ne biçimde veya
ilgili hangi simgeler kullanılmıştır.
Netice itibariyle Babür alfabesi Türklerin son alfabesi
olarak beşer tarihinin yapraklarında yer almıştır. Ben şuna inanıyorum ki gün
olur bilim adamlarının çabasıyla Babür alfabesinin şifresi çözülür ve bilim
dünyasına armağan edilir.
(SON)
KAYNAKLAR
Abuşka Sözlüğü (1868.), Peterburg.
Akün Ömer Faruk (1988), İslam Ansiklopedisi,
Ankara: TDV.
Alparslan
Ali(1976), Babür’ün İcad Ettiği «Baburî Yazısı» ve Onunla Yazılmış Olan
Kur’an Türkiyat
Mecmuası Dergisi, S.
XVIII, İstanbul.
Baba Oğlu Mehmet Uzun (2013),Türk Dünyası Araştırmaları
Sayı: 202 Şubat.
Babür Mushafı (1344), Astan-i Kuds’in Mevsimnamesi,
20.Sayısı.
BABÜR Zehireddin Muhammed (1362), Babür Divan-ı,
(karşılaştıran ve tashıh eden) Dr. Şefika YARKIN, Kabil: Afganistan Bilimler
Akademisi 1.Baskı.
Bedayuni Abdu’l-Kadir (2001) Müntehab-i Tevarih, Tahrân: Encümen-i Mefahir Ferhengi.
BEDAYUNİ Abdulkadir (1868.), Münteheb-i Tevarih,
Kelkete.
CANVA Sabahat
Azim (1964), Babür Alfabesi Hakkında Yine Bilgiler, Sentral İşiyatik
Riyuyu (سنترال
ايشياتيك ريويو )(Jornal) 12. Sayı.
CEBBARAUV Nimet (2003), İmam Buhari Sabakları
(Jornal)/1.Sayı /s. 22.
Efendi Buhari
Şeyh Süleyman (1881), Lugat-ı Çağatay ve Türki-i Osmani,
İstanbul:Mihran.
Fer Muhammed Rahmanî (2001), İran Türklerinin Derin Tarihine
Yeni Bakış, Tebriz.
HABİBİ Abdulhay (1351), Zehireddin Muhammed Babür
Şah, Kabil.
HABİBİ Abdülhay (1350), Afganistan’ın Tarihi ve Eski
Yazıları, Kabil.
MAANÎ Ahmed Gülçin (1347) Kuran Definesine ve Rehberi, Meşhed.
MÜNZEVİ Ahmed (1348), Farsça Hat Nüshalarının
Fehristi, Tahran.
NAHİZ Muhammed Hakim (2014), Afganistan
Coğrafya Ansiklopedisi (Yeniden Yayına Hazırlayan Ali Egun ÇINAR ve Seyed Ali
MOUJANİ, İstanbul:TİKA.
NAHRU Cavahir Laal (1947), Hindistan’ın Keşfi. Kelkete.
NİŞAPORİ Fazlullah Fazil (1376), Babüre Özel Nefis
Kur’an ve Onun Alfabesinin Sırları ve Onun Alfabesini Keşfi, Astan-i
Kuds’in Mevsimnamesi 2. Sayısı.
Yarık Muhammed Halim (2005) Babür Alfabesi,
Kabil:İntişarat-i el-Ezher.
Yarkın Muhammed Halim (2013), Afganistan
Özbekleri’nin Tarihinden Yapraklar, Kabil:
YARKIN Şefika (1386), Babürname Kabil Olayları,
Kabil: Afganistan Bilimler Akademisi.
[1] Cambridge of History of İran’dan naklen: Mısırlılar Hiyeroglif alfabesini, Sümer alfabesinin yazılış kurallarını öğrenildikten sonra icat ettiler. (Fer,2001:39)
[2] Sümerlerin Sâm kavminden
olmadıkları ve Sümerce de sondan eklemeli bir dil olduğu bütün uzmanlar
tarafından kabul görününce, başta Prof. Zehtabî olmak üzere bir grup
uzamanlar “ Sümerler Türk’tür” derken diğer
bir grup uzmanlarsa Türklerle akraba olduklarını ileri sürmektedirler. (Fer,2001:46)
Fritez Humel (1854-1936): Geniş bir
araştırma yaptıktan sonra 350 adet Sümerce sözcüğünü Türkçe ile aynı olduğunu
ortaya koymuştur.(Yarkın,2005:5)
|
Sümerce |
Türkçe |
Sümerce |
Türkçe |
Sümerce |
Türkçe |
Sümerce |
Türkçe |
Sümerce |
Türkçe |
|
Baba |
Baba |
Kir |
kir |
Az |
Az |
Tag |
Tek(tak) |
ÜŞ |
ÜÇ |
|
Kuş |
Kuş |
Işık |
Işık(kapı) |
Ud |
Od |
Yol |
Yol |
Udun |
Ağaç |
|
Kan |
Kan |
Jav |
Yav(düşman) |
kuz |
Kız |
Alty |
Altı |
O |
On |
|
Ul |
İl(kebile) |
Yaruk |
Yarık |
Ciyr |
Yer |
Uz |
Çöz(yırt) |
ugu |
OK |
|
(Yarkın,2013:219,223) |
|||||||||
[3] Muhammed Halim Yarkın Afganistan Özbeklerinin Tarihinden Yapraklar adlı eserinde: Türklerin milattan beş yüz yıl önce ile bin üç yüz yıl arasında icat ettikleri ve kullandıkları (Arap, Fars, Babür, Latin ve Kiril alfabeleri hariç) on altı farklı alfabeden bahseder. Eserinde bu alfabelerden örnek parçaları verdiği gibi, alfabelerin adını, alfabenin icat edildiği tarihi, hangi alfabenin hangi Türkler veya hangi bölgede yaşayan Türklerin kullandıklarını bir cetvel halinde verir. Hazırladığı bu cetveli camii (kapsamlı ve tam) bir olmadığını Türklerin başka alfabeler da icat ettiklerini veya kullandıklarını beyan ederek, Türkşinaslar tarafından araştırılmakta olduğunu altını çizer.(Yarkın,2013: 213, 214, 215).
[4] Kabil: Afganistan’ın padişahlık hükümetinin merkez şehrine verilen bir addır. M. 1776 yılından günümüz kadar Afganistan’ın başkenti olan Kabil 68 derece ve 17 dakika doğu enlemde ve 34 derece ve 38 dakika kuzey boylamda yer almaktadır. Kabil’in en eski adı Kûbhâ (کوبها)’dır ki; Kabil’in Irmaklarına nispetten verilmiş bir addır. Krât(کرات)’at: Rîgvîd (ریگ وید) veya rigvedâ (ریک ودا) olarak geçmektedir. Bu söylemler yaklaşık olarak M.Ö. 19 ve 14.yy’lere denk gelmektedir. Açıkçası şunu söyleyebiliriz ki 3500 yıldan bu yana bu isim Âryânâ edebiyatına katılmıştır. Yunan’ın ünlü coğrafyacısı Batlamyus milattan iki asır önce yazdığı ve eski Asya hakkında geniş malumat veren coğrafya kitabında kabilin adını Kârûr (کارور) veya Kabûrâ (کابورا) olarak kaydetmiştir. Klasik müverrihler ise Kabil şehrine Ortespânâ (اورتسپانا) demişlerdir.(Nahiz,2014:137).
[5] Prof Sayid Bek Hasanev 2002 yılında yayına hazırladığı Babürname’de 909 hicri ve 1453 miladı olarak kaydeder ve Doğu Yayıncılıktan yayınlar. Bu eseri kaynak olarak kullanan Nimet Cebbarev “Babür Alfabesini 1503 yılının sonlarında icat etmiştir” der.(Yarkın,1005:9)
[6] Herat: Afganistan’ın Kuzey batısında, 62 derce ve 11 dakika enlem, 34
derece ve 21 dakika boylamda yer
alan bir şehirdir. Kabil’den (Gazni(غزنی),
Kandehar(قندهار)
ve Ferah(فراه))
yoluyla 1162 Km ve Hezarecât(هزارهجات) yoluyla 868 Km uzaklıktadır. Bu şehir kadim zamanlardan günümüze kadar bir
ticaret merkezi konumundadır. Herat.2ın adı Daryuş’un (داریوش) ketbiyesinde Heryu (هریو) olarak
kaydedilmiştir. Zaman sürecinde Heryu kelimesi Aryana (آریانا) olarak değişmiş de olabilir çünkü bu
vilayette Arîye (آریه) ve Aryana (آریانا) da demişleridir. Tarihçilere göre İskender-i Makdunî bu şehre
Ârtâkûvânâ (آرتاکوانا) demiştir. Büyük İskender Hisdistan’ı almak için geçerken M.Ö
327 yılı Herat’ı da ele geçirmiştir. Ondan sonra Cengiz Han (M.1221-1222) viran
edinceye kadar Herat’ın tarihi pek çok bilinmemektedir. Müslümanlar İran’ı
fethedince, diğer halklar gibi Herat halkı da Müslümanlara karşı çıktılar ve
Müslümanlarla mücadele ettiler. Frişte’nin yazdığına göre (M. 653) yılı Basra hâkimi
olan Abdullah bin Emir (عبدالله بن امیر) tarafından Başkenti Herat olmak üzere
Horasan fethedildi. Daha sonra Abbasilerin büyük devleti parçalanmaya
başlayınca Me’mun döneminde (H.205) Tahir (Herat’ın Fuşenc adlı yerinde
doğduğuna da işaret edilmektedir) on yıl halifeye hizmet ettikten sonra Horasan
valisi olarak tayin edilir ve
Afganistan’da bağımsız bir hükümet kurar. O öldükten sonra da yarım asır kadar
Tahiri’ler hanedanını bu bölgede devam etmiştir. Tahiriler’den sonra Herat’ın hâkimiyeti
Sâmâni hanedanından İlyas’a verilir ve onuncu asrın sonun doğru gelince Gazne
devletinin kurucusu ve Şahanşah Sultan Mahmud’un Babası Sbuk Tegin’nin eline
geçer. On birinci asrın ikinci yarısında bölgede güçlenen Selçuklar, Sultan
Mesud’u yenerek Niaşbûr ve Herat’ı Suçluklular ele geçirir. Selçuklular
zayıflayınca (M.1207) Harezim sultanlarının
eline geçer. M.1219 yılı Moğolların
ıstılahsına maruz kalan Herat önce yakılıp yıkıldıktan sonra Timurluler alıncaya
kadar Moğolların elinde kalır. M.1537 yılı Timurlulardan Safavilerin eline
geçer ve M.1739 yılı Nadir Efşar’ın ölümüyle uzun süre Türklerin hâkimiyetinde olan
Herat Türklerin hâkimiyetinden çıkar.
(Nahiz, 20014:420,421,422).
[7] Merğâb Deryası: Badğisiyât dağlarının yokuşunun altından şerçeşme alan (çıkan) bir deryadır ki; ilk batıya doğru akar, Levhi sürh ve Dereyi Bam tel ile birleştikten sonra yönünü değiştirir kuzeye ve kuzey batıya doğru akar ve Şeyh Ele köyünde Çiçektû deryasına katılır. Ülke toprakları içerisine 25 Km aktıktan sonra Herat’ın Marucek kalesinin yakınından ülke sınırından çıkıp Türkmenistan’ın Kara Kum çölüne dökülür. (Nahiz,2014:318).
[8] Prof. Dr. Ali ALPARSLAN makalesinde Hindal’ı, “Hindli Molla Behiştî” olarak kaydetmiştir. (Alparslan,1976:161,162). Ama Halım Yarkın hem Hattı Babür adlı risalesinde hem da okumakta olduğunuz makalesinde Hindal’ı bir şahıs ve Molla Behiştî’yi ayrı bir şahıs olarak kaydeder. (Yarık,2005:11).
[9] “Hümâyûn'un oğlu ve Kâmrân'm evlenmesini kutlamak için, on bin şahruhî hediye ile Mirzâ-i Tebrizî ve Mirza Beg Tagâyî gönderildi. Hindli Molla Behiştî vasıtasıyla murassa kemerli bir hançer, murassa devat, sedefle işlenmiş bir sandalye, kendi giydiğim kısa bir elbise, kuşak, Baburî Haiti'nin müfredâtı ve bu yazı ile yazılmış olan kıt'alar gönderildi. Humâyûn'a buraya geleliden beri söylenmiş şiirler ve tercümeler gönderildi... Kâmrân'a da Mirza Beg Tagâyî vasıtasıyla tercüme, Hindistan'a geleliden beri söylenen şiirler ve Baburî Hattı ile yazılan mektup örnekleri gönderildi” (Alparslan,1976:161,162).
[10] Bu şiir iki
şekilde yorumlana bilir.
1.
Babür Şah: Siğnaki Alfabesi
Türklerin arasında yaygınlaşmadığına üzülür, ama Babür alfabesinin
yaygınlaşacağından da ümit eder.
2.
Babür Şah: Babür alfabesinin kullanımı
halk arasında çabukça yayıldığını görüp Siğnakı gibi Babür alfabesi de
Türklerin alfabesidir der ve Siğnakı Alfabesi Türkler tarafından desteklediğine
ve kullanıldığına sevinerek kendi alfabesi de destekleneceğini ümit ederek bu sözleri sarf eder.
(Yarkın, 2005:12)
[11] Türkiye’de Ord. Frof. Dr. Reşit Rahmeti ARAT ve Prof. Dr.
Ali ALPARSLAN bu konuda araştırmalar yapmışlardır.
[12] Uluslararası
Babür Encümeni (Babür Derneği) 2004 yılı Özbekistan’da ilmi bir heyet uyuşturur
ve Babür Alfabesinin araştırılması için araştırmacıları farklı ülkelere
gönderir. Mumammed Halim Yrkın 2005 yılı
Babür Alfabesi adında bir risale kaleme alır ve bu risalesin için 2004 yılı
Babür Alfabesi hakkında Babür Encümeninda toplanan bilgilerden yararlanmasına
izin verilir.(Yarkın,2005:2)
[13] 1998 yılı Murat
BARDAKÇI da Hüriyyet’te“ Hükümdar İcadı Gizli Yazı” başlığıyla bir yazı
yazmıştır.Bk: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hukumdar-icadi-gizli-yazi-39003371
[14]
Mirza Aziz Kû, Tezkire’i Alaüddevle’nin haşiyesinde (kenar notunda) “
Mir Abdülhay Meşhedi ilmi konuların hiç birini bilmiyordu, bildiği tek
şey Babür alfabesi id, onu da tam olarak iyi bilmiyordu” der.(Beyuni,2001:640)
[15] “Babür
Arap harfleri dışında değişik ve kullanılması kolay bir yazı şekli tasarlamış,
1 504' te ülkesinden ayrılıp yeni bir devlet kurmaya Kabil'e gittiğinde
"hatt-ı Babüri" adıyla yeni bir alfabe sistemi icat etmişti. Noktasız
harflerden meydana gelen bu sistem ileri sürüldüğüne göre, Türkçe'nin bünyesine
uygun gelecek bir yol arayışın ifadesiydi. Hatt-ı Babüri örneklerinden bazıları
çok yakın zamanlarda ele geçmiştir”. (Akün,1988:400)
[16] “Babûr
Arap harfleri dışında değişik ve kullanılması kolay bir yazı şekli tasarlamış,
1504’de ülkesinden ayrılıp yeni bir devlet kurmaya Kâbil’e gittiğinde ‘hatt-ı
Bâbüri’ adıyla yeni bir alfabe sistemi icat etmişti. Nokta sız harflerden
meydana gelen bu sistem, ileri sürüldüğüne göre, Türkçenin bünyesine uygun
gelecek bir yol arayışının ifadesiydi”. (Baba Oğlu, 2013:225)
[17] Mezkûr
Kur'an, nohudî renkli ince Kaşmiri ve âhârlı bir kâğıda yazılmış olup
sahifeleri cetvelli ve cetveller arası hafif altınlıdır. Sûre başları altınlı,
cildi dövülmüş keçi derisinden olup kahve renklidir. Varak adedi 265, her
sahife 17 satır halinde ve 7,8x8, 125x9 cm. ölçüsünde olan Kur'an 50 numarada
mukay-yeddir.(Alparslan,1976:166)
[18] İbnâ’nin 2012 yıllı yayınladığı bir habere göre “ Bu Kuran’dan dünyada bir tane olduğu için Kuran’ın bir cüzünü Babür alfabe ile yazılmasının
sparışı genç bir hoşnevis olan Nilufer Gülâbgir (نیلوفر
گلاگیر)’e verilmiştir. Bu genç
hoşnevis Meşhed şehrinin tanılmış hoşnevisinden eğitim aldıktan sonra
Kuran’ın 30. Cüzüzü (son cüzünü) Babür alfabesiyle yazacatır . Babür albafesiyle yazılan sureleri elbette
Babür alfabesinine alt yazı olarak Arap ve latin alfabeleriyle de
yazcaktır”. Bk: http://www.ibna.ir/fa/doc/naghli/101985/نگارش-قرآن-اساس-خط-بابري
[19] “Gayreti ve
tedkiki elden bırakmayan Dr. K. Ganî, bu yazmadaki (Meşhed'-deki Kur'an) sûre
ve âyetlerin Kur'an-ı Kerim'deki sûre ve âyetlere uymasından istifade ederek
onun alfabesinin anahtarını elde etti”. .(Alparslan,1976:166) Her iki yazar da Ahmed Gülçin Meanî’nin makalesinden
yararlanmalarına rağmen; Babür alfabesini ilk okuyanı Halim Yarkın, Gülçin
Meanî’ni, Prof.Dr. Ali Alparslan ise Dr. Ganî’nin olarak kaydetmişlerdir. Bu
makaleyi çevirirken her ne kadar çaba göstersem de Meanî’nin makalesini elde edemedim.




Hiç yorum yok